Reklam

47 yıllık sanat hayatında binlerce öğrenci yetiştirdi

  • Güncelleme: 05.02.2020 23:37
İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde okuduğu yıllarda hocasının teşvikiyle ebru sanatıyla tanışan Hikmet Barutçugil, 47 yıllık sanat hayatında binlerce öğrenci yetiştirdi
47 yıllık sanat hayatında binlerce öğrenci yetiştirdi

47 yıllık sanat hayatında binlerce öğrenci yetiştirdi

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde okuduğu yıllarda hocasının teşvikiyle ebru sanatıyla tanışan Hikmet Barutçugil, 47 yıllık sanat hayatında binlerce öğrenci yetiştirdi.

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde okurken hocasının teşvikiyle ebruyla tanışan Hikmet Barutçugil, aradan 47 yıl geçmesine rağmen sanatını ilk günkü aşkla yapıyor.

Talas Belediyesinin ev sahipliğinde Talas Sanat Galerisi'nde düzenlenen "Köklerin Rengi Türk Sanatları Sergisi"nin açılışına katılmak üzere Kayseri'ye gelen 68 yaşındaki Barutçugil, 1973′te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu'nda tekstil eğitimine başladığını söyledi.

Barutçugil, yüksek öğreniminin ilk yılında tanıdığı hocası Prof. Dr. Emin Barın'ın teşvikiyle hat sanatına ilgi duymaya başladığını belirtti.

Hocasından hat sanatının, "sanatların sultanı" olduğunu öğrendiğini ve 47 yıllık sanat hayatında binlerce öğrenci yetiştirdiğini anlatan Barutçugil, "Bu sanata heves ettiğimde 'ne yapalım, nasıl öğrenelim' diye hocama sorduğumda, beni Süleymaniye Kütüphanesi'ne gönderdi. 'Oradaki eski hat şaheserlerine şöyle doya doya bir bak' dedi. Hatlara bakarken bazılarının zeminlerinde, bazılarının pervazlarında boyalı bir şey gördüm, renkli bir şey. Bana çok gizemli ve büyülü bir güzellik geldi. Hocama sordum, 'renkli boyalı bir şey var, nedir o?' diye. 'O ebrudur' dedi. O anda gönlüme bir aşktır düştü ve ebrunun içinde saklı bir dinamizmin olduğunu hissettim." diye konuştu.

"Yeni tarzlar ortaya çıktı"

Barutçugil, o yıllarda, yok olma tehlikesindeki ebruyla profesyonel anlamda uğraşan ender kişilerden olduğunu ifade etti.

Bildiği tek şeyin su ve üstünde yüzen boya olduğunu ve deneme yanılma yoluyla yıllarca klasik ebrunun nasıl yapıldığını araştırdığını aktaran Barutçugil, şunları kaydetti:

"Bu araştırmalar sırasında bazı yeni tarzlar ortaya çıktı. Daha sonra literatüre 'Barut Ebrusu' olarak giren bir ebru çeşidi çıktı. Ebruyu bir boyalı kağıt ya da bir lale gibi görmeyip bunu diğer sanatlar gibi, resim, heykel gibi bir ana sanat dalı olarak düşündüm. Bu güzelliklerin başka sanatlarla resim, minyatür, gravür hatta fotoğraf gibi sanatlarla da birleşebileceğini, onlara bir zemin olabileceğini denemeler sonucunda ortaya çıkardım. Bu da çok tuttu. Sanatta başarı, takdir taklitle olur. Eğer birisi sizi taklit etmeye başlıyorsa o zaman o işi başardınız demektir."

"Türkiye'de ebru ile uğraşanların sayısının 15 bine yaklaştığı tahmin ediliyor"

Ebru yapımıyla ilgili ciddi bir kitap olmadığını dile getiren Barutçugil, geleneğin nasıl yapıldığını araştırarak yazımı 17 sene süren bir kitap çıkardığını aktardı.

Ebrunun 17. yüzyılın başında "Türk kağıdı" adıyla Avrupa'ya gittiğini dile getiren Barutçugil, şöyle devam etti:

"Avrupa'da yoktu bu sanat, bizde vardı. Türk kağıdı olarak gitti. Uzun yıllar adı Türk kağıdıydı, sonra Türk mermer kağıdı oldu. Bu sanat unutulmak üzereyken şimdi Türkiye'de ebru ile uğraşanların sayısının 15 bine yaklaştığı tahmin ediliyor. Ebru malzemeleri üreten, satan birçok firma var. Kitaplarımın sayısı 42'yi buldu. 200'den fazla sergi açtım. Bunların yarısından fazlası yurt dışında oldu. Mermer kağıdı dediklerine şimdi bütün dünya çok şükür 'ebru' diyor artık."

Orta Asya'dan tüm dünyaya yayıldığı tahmin edilen ebruya ilişkin ellerindeki en eski örneğin Topkapı Sarayı'nda bulunan 1475 yılına ait eser olduğunu dile getiren Barutçugil, çok daha eskilerinin olduğunu öngördüklerini belirtti.

Barutçugil, hedeflerinin ebru müzesi kurmak olduğunu sözlerine ekledi.